Hayat çoğu zaman öğretisini fısıltıyla verir. Sessizliğin içinden süzülen fark edişler üzerine içsel bir deneme…
Bir ömür geçiyor sessiz adımlarla.
Ne zaman başladığını fark etmiyorsun.
Çocuklukla gençlik arasında bir yerde, zaman hafifçe kanat çırpıyor.
Sonra her şey bir rutine dönüşüyor. Ve sen, yaşarken öğrenmeye başlıyorsun.İnsan bazen hayatı bir kitap sanıyor. Sayfa sayfa okunacak, her bölümde bir ders alınacak, her cümlede bir anlam gizlenecek. Oysa hayat bir kitap değil; çoğu zaman, ne başlığı var ne de giriş cümlesi. Hayat, yaşandıkça yazılan bir şey. Dönüp dönüp baştan okuyamayacağın, sadece yaşarken hissedebileceğin bir metin.
Fark ediyorsun ki bazı şeyleri zamanında anlamak mümkün değil. Anlam, ancak geçip gidenin ardından beliriyor. Bir vedadan sonra sessizliği, bir kayıptan sonra kıymeti, bir düşüşten sonra dengede durmayı öğreniyorsun. Öğrenmek bile geç kalmış bir farkındalık gibi. Ve bu da hayatın kuralı: Yaşarken fark etmiyorsun, anladığında ise çoktan değişmiş oluyorsun.
İnsan yaşarken büyümez aslında. Büyüme, durduğunda başlar. Dönüp arkana bakınca bir iz görürsün; kimseye anlatamadığın, belki kendine bile açıklayamadığın o iz… İşte orada öğrenmişsindir. Sessizce. Yavaşça. Ama kesin olarak.
Bu yüzden hayatın sessiz adımlarına kulak vermek gerekir. Büyük olaylar değil, küçük detaylardır bizi dönüştüren. Göz ucuyla bakılan bir manzara, beklenmeden gelen bir söz, içimizde bir yerlerde yankılanan bir cümle…
Her şey geçer. Ama geçerken öğrettikleri kalır.
Ve insan, asıl en çok yaşarken öğrenir.
✍️ Yarkut Sayın

Yorum bırakın