İnsanoğlu sadece ormanları, denizleri, hayvanları değil; aynı zamanda vicdanını da yok ediyor. Bu makalede doğaya karşı işlenen büyük sessiz suçu, rakamlarla, gerçeklerle ve vicdanla ele alıyoruz.
🌍1. GİRİŞ – DOĞANIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
İnsanlık tarihi boyunca doğa, hem yaşam kaynağımız hem de ilhamımız oldu. Nehirler su verdi, ormanlar barınak sundu, hayvanlar yoldaşımız oldu. Ancak zamanla bu kadim denge bozuldu. İnsan, doğanın bir parçası olmaktan çıkıp onun hâkimi olmaya kalktı. Gelişme, büyüme ve modernleşme adı altında; ağaçları kesti, denizleri kirletti, hayvanları tutsak aldı. Her adımda kendi uygarlığını kurarken, aslında doğayı sessizce yok ediyordu.
Bugün dünyanın dört bir yanında ormanlar yangınlarla, denizler plastiklerle, hayvanlar da insanın hırsıyla boğuşuyor. Her yıl milyonlarca canlı, yalnızca bir giysi, bir gösteri ya da bir tatmin uğruna hayatını kaybediyor. Yeryüzünün en zararlı canlısı artık tartışmasız insanın kendisi. Bu makalede; ormanların sistematik yok oluşunu, denizlerin kirlenişini, kürk ve gösteri endüstrisinin canlılar üzerindeki yıkımını, ve en nihayetinde insanın doğayla kurduğu bu yıkıcı ilişkiyi ele alacağız. Çünkü doğa susuyor ama çığlığı yankılanıyor ve biz hâlâ duymuyormuş gibi yapıyoruz.
🌲 2. ORMANLARIN YOK OLUŞU – YEŞİLİN AĞLADIĞI YER
Ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değildir; içinde yaşayan binlerce canlı türü, toprağı besleyen mantarlar, havayı temizleyen yapraklar ve milyonlarca yılın doğal dengesiyle örülmüş dev bir yaşam ağıdır. Ne yazık ki bu kadim sistem, her yıl milyonlarca hektar alanda bilinçsizce yok ediliyor.
Sadece Amazon Ormanları’nda her yıl yaklaşık 10 milyon hektarlık alan kesiliyor veya yakılıyor. Bu, neredeyse bir futbol sahası büyüklüğündeki alanın her birkaç saniyede bir yok olması demek. Sebep çoğu zaman aynı: tarım arazisi açmak, maden çıkarmak, kentsel büyümeyi sürdürebilmek.
Ormanlar yok oldukça, sadece ağaçlar değil; iklim dengesi, karasal biyoçeşitlilik, ve gelecek nesillerin nefes alma hakkı da ellerimizden kayıyor.
Üstelik bu yıkım, sadece doğaya değil, doğada yaşayan yerli topluluklara da yapılıyor. Evlerinden edilen insanlar, kültürel bir soykırımın da mağduru oluyorlar.
İnsan, kâr uğruna kökünü kesmeye devam ediyor. Kendi oksijenini sağlayan ciğerlerini, elleriyle söküyor.
Ama belki de asıl sorun, hâlâ bunun adına “gelişme” diyor oluşumuz.
🌊 3. DENİZLERİN TÜKENİŞİ – MAVİ SESSİZLİĞİN ARDINDA
Denizler, dünyanın en büyük yaşam alanı. Okyanusların derinliklerinde milyonlarca canlı türü yaşarken, yüzeyde milyonlarca insan geçimini balıkçılıkla sağlıyor. Ancak insanoğlu, karada ne yaptıysa denize de aynısını yapıyor: kirletiyor, yok ediyor, tüketiyor.
Her yıl 11 milyon ton plastik okyanuslara karışıyor. Bu plastikler sadece balıkları değil; balinaları, kuşları, mercanları ve sonunda insanı da etkiliyor. Çünkü bu plastikler zamanla mikroparçalara dönüşüyor, besin zincirine giriyor ve sonunda soframıza kadar ulaşıyor.
Mercan resifleri, küresel ısınma ve kimyasal atıklar yüzünden yok oluyor. 2050 yılına kadar mercanların %90’ının ölebileceği tahmin ediliyor. Halbuki mercanlar, deniz yaşamının temelidir; bir resif yok olduğunda onunla birlikte yüzlerce tür de yok olur.
Ayrıca aşırı avlanma, denizlerin dengesini altüst etmiş durumda. Birçok tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Balina, yunus, köpek balığı gibi büyük canlılar, ya doğrudan avlanıyor ya da balık ağlarında “tesadüfen” boğuluyor.
İnsan, denize sadece çöplerini değil, savaşlarını da bırakıyor: Sualtı nükleer denemeleri, gemi batıkları, petrol sızıntıları… Deniz artık bir yaşam alanı değil, yavaş yavaş bir mezarlığa dönüşüyor.
🐾 4. CANLILARIN KATLİ – GÖSTERİ ADINA ÖLDÜRÜLEN GÜZELLİK
Bazı hayvanlar sadece bedenleri için öldürülür; bazıları ise insanların birkaç dakikalık eğlencesi uğruna yaşam boyu işkence çeker. İnsan, kendi dünyasını kurarken; diğer tüm canlıları sahneden silmekten çekinmiyor.
🧥 Kürkün Bedeli:
Her yıl yaklaşık 100 milyon hayvan, yalnızca kürkü için katlediliyor. Tilkiler, vizonlar, rakunlar ve tavşanlar, dar kafeslerde tutuluyor, çoğu kez boğularak ya da elektrik verilerek öldürülüyor. Tüylerinin “hasar görmemesi” için acıları sessizce çekiyorlar. Bu zulüm yalnızca lüks moda ürünleri, pahalı montlar ve süs eşyaları için.
🎪 Fillerin Sessiz Çığlığı:
Sirklerde, turistik yerlerde ya da bazı geleneksel etkinliklerde kullanılan filler, en çok acı çeken ama en az fark edilen hayvanlardan biri. Bir fili “eğitmek”, aslında onu ruhen ve fiziksel olarak kırmak demektir. Küçük yaştan itibaren zincirlenir, dövülür, aç bırakılırlar. Çünkü boyun eğmeyen bir fil, kimseye “gösteri” yapmaz.
Bugün Afrika ve Asya fillerinin toplam nüfusu 400.000’in altına düştü. Fildişi ticareti, yaşam alanı kaybı ve yasa dışı avcılık yüzünden bazı alt türler tarihten silinmek üzere.
🐾 Tükenen Hayatlar:
Sadece filler değil; kaplanlar, kutup ayıları, orangutanlar, pangolinler, deniz kaplumbağaları gibi birçok tür neslinin son bireylerini yaşıyor olabilir. İnsanlar bazen bu canlıları kürkü için, bazen sadece “egzotik bir ev hayvanı” yapmak için kaçırıyor, satıyor, öldürüyor.
Bir tür olarak insan, tanımadığı hayvanlara bile düşmanlık gösteren tek canlı.
Her yıl binlerce canlı türü, biz fark etmeden – hatta bizim yüzümüzden – yok oluyor. Oysa doğadaki her tür, bir zincirin halkası. Ve her halka koptuğunda, bu sistem biraz daha çöküyor.
💣 5. İNSANOĞLU: DOĞANIN VE KENDİ TÜRÜNÜN KATLİAMI
İnsanoğlunun doğaya verdiği zarar korkunç boyutlarda. Ancak daha da düşündürücü olan şu: İnsan yalnızca doğayı değil, kendi türünü de acımasızca yok ediyor. Bu gezegende, savaşan, işkence eden, toplu kıyım yapan tek canlı, yine insan.
Tarihteki tüm canlılar içinde yalnızca insan, kitle imha silahları üretmiştir. Nükleer bombalar, kimyasal silahlar, biyolojik ajanlar… Bunların hiçbiri savunma değil, topyekûn yok etme amaçlıdır. Bir bombanın düğmesine basmak, sadece kentleri değil; toprağı, havayı, suyu, hatta geleceği de yakmaktır.
İnsan, doğaya düşman olduğu kadar insana da düşmandır.
Doğayı sömürürken; işçiyi ezer, çocuğu sömürür, kadını baskılar, farklıyı dışlar.
Bu davranış kalıbı sadece bir ahlaki çöküş değil, tür olarak sürdürülemezliğin resmidir.
Ve tüm bu yıkımın ortasında, bir başka tehlike daha büyür: Sahte kurtarıcılar.
🏛️ 6. SAHTE KORUYUCULAR – MASKELİ YÜZLER
Bugün birçok doğa ve hayvan koruma kuruluşu var. Ancak bu isimlerin arkasına sığınan bazı yapılar, ne yazık ki doğayı gerçekten korumaktan çok uzak. Bazıları yalnızca “bağış toplama” organizasyonları, bazıları ise belli politik ajandaları perdeleme aracı.
“Doğa için çalışıyoruz” diyerek büyük şirketlerden fon alan ama aynı anda o şirketlerin doğaya zarar veren faaliyetlerine sessiz kalan sözde kuruluşlar, doğanın ikinci bir düşmanı gibidir.
Hayvan koruma dernekleri adı altında başka faaliyetler yürüten, bağışları başka alanlara aktaran yapılar da toplumun güvenini sarsmakla kalmaz, gerçek mücadeleyi gölgede bırakır.
Doğa ve hayvan hakları, bir “etiket” değil; bir vicdan meselesidir. Gerçek koruyucular, sadece slogan atanlar değil; davranışıyla, yaşam tarzıyla ve samimiyetiyle doğayı yaşatanlardır.
🌱 7. SONUÇ – UMUT VARSA SORUMLULUK DA VARDIR
İnsan, doğanın efendisi değil; onun bir parçasıdır. Bu gerçek, yüzyıllar boyunca unutturuldu. Oysa her soluduğumuz nefes, bir ağacın hediyesi. Her içtiğimiz su, bir derenin, bir bulutun, bir dağın armağanı. Ve her canlı – bir kuş, bir balık, bir fil – bu dev sistemin vazgeçilmez halkasıdır.
Bugün yaşadığımız kriz; doğa krizi değil, insanlık krizidir. Toprağın bozulması, denizlerin kirlenmesi, hayvanların yok olması aslında insanın aynaya bakışıdır. Kendi içimizde kaybettiğimiz merhameti, dış dünyaya yansıttık. Ve şimdi doğa, sessizce bizden hesap soruyor.
Ama hâlâ geç değil.
Doğayı geri getiremeyiz belki, ama yıkımı durdurabilir, kalanı koruyabilir, doğayla yeniden bağ kurabiliriz.
Bu, yalnızca büyük politikaların değil; her bireyin, her evin, her alışkanlığın sorumluluğudur.
Geri dönüşüm bir tercihtir. Fazla tüketmemek bir bilinçtir. Hayvana zarar vermemek, doğaya saygı duymak, bir yaşam tarzıdır.
Ve şunu unutmamalıyız:
Doğayı korumak, kendimizi korumaktır.
Çünkü biz doğaya değil; doğa bize muhtaç değil. Biz ona muhtacız.
Yarkut Sayın

Yorum bırakın